Sabah erkenden ayaktayım,heyecan dorukta. Dün gece otel seçimimizi yaptık,gezilip görülecekler listesi hazır. Şimdi sırada Londra'nın fethedilmesi var,yağmur altında çisil çisil otelimize varıyoruz. Beklediğimizden de güzel ve Hyde parkın hemen yanıbaşında,hemen check işlemimizi yaptırıp ver elini Londra. Hemen otelimize yakın bir yerden günlük otobüs biletlerimizi alıyoruz ve ilk durağımız
Natıonal Gallery. Ben daha önce bu büyüklükte bir galeri gezmedim,resimleri tek tek incelemek mümkün değil. Aaa Vincent Van Gogh aaa Rembrandt şurda da Leonardo da Vinci diye dolanırken ağzım iki karış açık bir taraftan da yerlerde resimler yapaan öğrencileri izledik. Şanslılar o minicik yaşlarında onlarca ünlü ressamın eserini izliyorlar, şanslılar orjinalleri kopyalıyorlar lar lar lar. Galeri günlerle gezilecek bir yer biz gezdik mi gezdik,gördük mü gördük yapıyoruz. Galeriden çıkıp ünlü
Trafalgar Square adım atıyoruz,hava kapkara telefonum ile fotoğraflar alıyorum ve sonuç başarısız. Biraz hediyelik eşya dükkanlarını gezip,telefon kulubelerinde değişik fotoğraflar çekiliyorum. Atlı muhafız alayının askerleri ile bile fotoğraf çekildim. Yürüyerek Parlamento binasını,Big Ben saat kulesini ve kraliyet ailesinin düğünlerinin yapıldığı
Westminister Abbey akşamın loşluğunda dışarıdan izliyoruz. Yine çisi çisi yağmur altında koşar adım ünlü
London Eye gittik,manzara müthiş. Ben biraz tırsarak da olsa biniyorum ve ağır ağır dönen dolabın bize bahşettiği muazzam Londra manzarasını yarı ışıklı bir şekilde izlemeye doyamadık. Otelimize dönüp yorgunluk atıp,yarının proğramını oluşturduk.
 |
| Big Ben saat kulesi |
 |
| Westminister Abbey |
 |
| 135 m'lik yükseklikten Londra |
Laflar,sohbetler derken biraz yazı biraz Tv yorgunluk ağır bastı uyuduk. Sabah alarm sesi ile dikildik,duş hazırlık derken 7 de kahvaltıdayız,bugün istikamet Londra'nın ilk kurulduğu yer olan
Tower of London bölgesini gezeceğiz. Yine biletlerimize yükleme yapıyor ve yollara düşüyoruz. Dersimizi iyice çalıştık ,hangi otobüse bineceğiz, hangi durakta ineceğiz sular seller gibi öğrendik. Bugün yağmur yok ama hatırı sayılır bir soğuk var,boynum için aldığım şal ve eldivenler çok işime yaradı. Tower of London'u dolaşıyoruz ve
London Bridge doğru yürüyoruz. Bol bol fotoğraf çekip dinlenme bahanesi ile
Starbucuks Coffee'ye yayılıyoruz,sıcak çikolatalarımızı yudumlayıp sevgili arkadaşlarımıza yerlerimizi bildiriyoruz. Epeyce dinlenip yine yürüyerek
St.Paul Katedrali'ne varıyoruz,gerçekten muhteşem bir yapı. Biz dualarımızı edip mumlarımızı yaktık ve huzurla yine yollara döküldük. Sırada
British Museum var,gerçekten çok etkileyici. Ancak dünyanın dört bir yanından çeşitli yollarla buraya gelen eserler bir İnternational kelimesini hak ediyor kanaatimce. Yine çok yorulduk ve üşüdük bir coffee keyfi daha yapıyoruz ve durum bildirimlerimizi yapıyoruz:)) Ordan çıkıp dün oğlum için beğendiğim sweatshırt'ü ve t shirt'ü aldım. Sırada kadınsal dürtülerimizi tatmin edeceğimiz alışveriş faslı var,ver elini
Oxford Street. Dura kalka,mağaza mağaza gire çıka epi topu siyah bir dantel elbise aldım. Cadde boyunca kaç mağazaya girdik,kaç elbise buluz denedim bilemiyorum. Arkadaşımın sabrına sonsuz teşekkür ettim,London hatırası şemsiyelerimizi de alıp dönüşe geçtik. Bugün öğlen yemeğimizi geçiştirdik akşama kendimizi şımartacağız,hedef güzel bir Pub bulup keyif yapacağız. Otelimizden bir durak önce inip aranıyoruz,pek birşey bulamadık. Bizim otele çok yakın bir yerde içimize sinen bir Pub buluyoruz, değim yerinde ise seriliyoruz,çok yorulmuşuz çok acıkmışız. Resmen tıkınıyoruz,steak,mantar,sarımsaklı ekmek derken damaklarımız şenleniyor.
Bol bol fotoğraflarla gecemizi anılar defterine gönderiyoruz. Sallana sallana otelimize döndük,bugünün kritiği yarının programı derken uykuya yenik düştük.
Sabah yine alarmlar ile kalktık,7:30 da uzun kahvaltı,check-out derken yollardayız. Arkadaşımda küp gibi bir sırt çantası,bende torbalar,şemsiye. Programımız belli önce Hyde Park yürüyüşü ve
Buckingham Palace'da yapılacak olan nöbet değişimi törenini izlemek. Tören saatine kadar yine sabah kahvesi keyfi yapıldı ve törene ucu ucuna yetiştik. Buckingam Palace beni hüsrana uğrattı,daha şaşaalı,gösterişli bir yer olacağını düşünmüştüm. Tören bitiminde kalabalık dağılıyor ve biz de Lady Diana'nın yürüyüş yaptığı
Green Park'da kısa bir yürüyüş yapıp bundan sonra ki durağımız olan
Victoria ve Albert Müzesi'ne otobüs ile gidiyoruz.
 |
| Buckingham Palace |
Bu müzede bulunan bütün eserler gerçekten çok etkileyici,ağzımız açık bu eserler yurtlarından nasıl getirildi düşünmeden edemiyoruz. Burası hiç de öyle bir iki saatte gezilecek gibi değil,bir daha ki gelişimizde görülecek yerler listesinde yerini aldı. Müzeden sonra bir yer daha gördük,ünlü
Harrods mağazasını da gördüklerimiz arasına kattık.
Artık şehrimize dönme vakti geldi,yine haritamız bizi yanıltmadı ve otobüs terminalini kolayca bulduk, bizi Brighton'a götürecek otobüs için bilet aldık Yolumuz 2,5 saat bana vız gelir,laflaya laflaya yolu bitirdik. Eve vardığımızda yorulduğumuzu anladık,ama yine de fotoğraflarımızı izlemeden yapamadık. Gezeceğimiz üç gün değil on üç günümüz olsa yine yetmezdi. Böylece Londra seyahatimiz de anılarım da güzel bir köşeye oturdu.