24 Aralık 2012 Pazartesi

Bir yıl biter gider, adeta film şeridi gibi....

Güller ile gülerek geçen bir yıl

   2012 yılını çok mazbut bir şekil de evimde hatta uykuda karşılamıştım,bana küsmemiş ve güzel bir yıl sunarak beni ödüllendirdi. Babamın da benim de önemli bir sağlık problemi olmadı,bol bol gezilerimizi yaptık. Tek olumsuzluk evimiz hala satılamadı, bu sebepten kiramızı ödemek için ara ara nakit sıkıntısı çekmedik dersem yalan olur. Ancak gezip tozmaktan da hiç geri kalmadık,babam Umre ziyareti ve bende güney Avrupa ile şu meşhur İngiltere gezilerimi gerçekleştirdim. Bu yıl ki fotoğraflarımı tarayıp o güzel günlerimi tekrar hatırlamak istiyorum.

Balık yine boldu,bereketi kaçmasın
Bu yolu ve gölü ayda iki kez gördüm

Hayatımın en çok enginarını bu yıl yedim

Kuzu göbeği mantarı ile tanıştım


Başladım tıkandı bitiremedim


Haftasonu bu sahilde yürümek


Baharı müjdeleyen erguvanımız


Bazı hafta sonlarının özel kahvaltısı


Bahçeye duvar olan yeşillikler


Vatikan'a ayak bastım


Molaların vazgeçilmezi


Balkanlarda köfte bir başka lezzetli


Venedik sokaklarını arşınlamak


Kavala da deniz ürünleri yemek


Arkadaşlara İtalya tatlarını sunmak


Sığacık sığındığımız liman


Kış hazırlıkları


Yılda bir kez güneşin doğuşunu izlemek


Ahtapotun lezzeti damağımda


Öğlen ve akşamı birleştiren sofralar


Damak çatlatan tatlar


İngilizlerin meşhur fish&chipsi


Brighton Royal Pavilion


Brighton Lewes


Arkadaşımın mekeşteleri:))


Londra Trafalgar Meydanı


Londra Big Ben


London Eye


London Eye'den panoramik görüntü


London Bridge


Pub keyfi


Oxford Street'te gazete satıcısı


Uzun yürüyüş yolu


Buckingham Palace


Buckingham Palace'da nöbet değişimi


Hayatımda ikinci kez aşure yaptım


Oğlumun annesine hediyesi


İş dönüşü gün batımı


Yeni yılda da sevenlerim hiç eksik olmasın







15 Aralık 2012 Cumartesi

İngiltere-3

   Rüya gibi bir üç günden sonra evdeyiz,gerçekten de yorulmuşuz. Ancak fotoğraflarımızı pc'ye aktarmadan yatmıyoruz. Şurda şunu,burda bunu yapmıştık diyerek fotoğrafları büyük bir keyif ile izliyoruz. Sabahtan akşama neler yapacağımızı da planlıyoruz ve odalarımıza çekiliyoruz.
  Sabah yine enfes bir kahvaltı ile güne başlıyoruz,daha sonra da alışverişe çıkıyoruz. Yine in bin otobüsü kullanıyoruz,son hediyelik işlerini hallediyorum. Yorgun argın eve dönüyoruz,ama iş yemek olunca akan sular duruyor. Hiç üşenmeyip hamur açıyor ve mantı hazırlıyoruz. Harıl harıl hazırlayıp,hapur hupur bir çırpıda yedik. Çok yedik çok yedik derken yarına da aşure pişirmeye karar veriyoruz:))
   Bugün çok işimiz var,sabah aşure telaşı ile hamaratlıkta sınır tanımıyoruz. Bu ölçüler hem pratik hem kolay,dönünce bende yapıp paylaşacağım.

  
  Aşure faslı bitince yine yollara dökülüyoruz,son tur alışveriş için otobüs ile Hove bölgesine gidiyoruz. İlk durak bir elektronik eşya satan mağaza,sebze pişirmek için buhar makinesi aldım. Ufak tefek magnet gibi alışverişlerimizi de yapıp dinlenmek için Royal Palace'da buz pistinin kıyısında kahve keyfi yaptık. Akşam için yemeklik alışverişi yapıp eve taxi  ile dönüyoruz. Bu gece son gecemiz balık ve mantardan oluşan bir menümüz var,hemen işe koyuluyoruz. Bir yandan karides haşlıyoruz,bir yandan somon sosluyoruz,bir yandan mantar fırında sosunu hazırlıyoruz. Hiç üşenmeden hazırlıklar ve pişirme faslı bitiyor,yeme faslı on dakikada bitiyor. Bu gece birde pub keyfi yaptık,gitmeden Irısh pub'da da keyifli saatler geçirdik.

 
   Sabah erken kalkıp yine mükellef bir kahvaltı yapıyoruz,heyecan ile arkadaşımın eşinin bizi havaalanına götürmesini bekliyoruz. Son dakika da check-in yaptırıp ben ve el bagajlarım yola çıktım. Sakin geçen yolculuk sonrası İstanbul'da oğluşuma kavuşmak çok güzeldi.

12 Aralık 2012 Çarşamba

İngiltere-2

 Sabah erkenden ayaktayım,heyecan dorukta. Dün gece otel seçimimizi yaptık,gezilip görülecekler listesi hazır. Şimdi sırada Londra'nın fethedilmesi var,yağmur altında çisil çisil otelimize varıyoruz. Beklediğimizden de güzel ve Hyde parkın hemen yanıbaşında,hemen check işlemimizi yaptırıp ver elini Londra. Hemen otelimize yakın bir yerden günlük otobüs biletlerimizi alıyoruz ve ilk durağımız Natıonal Gallery. Ben daha önce bu büyüklükte bir galeri gezmedim,resimleri tek tek incelemek mümkün değil. Aaa Vincent Van Gogh aaa Rembrandt şurda da Leonardo da Vinci diye dolanırken ağzım iki karış açık bir taraftan da yerlerde resimler yapaan öğrencileri izledik. Şanslılar o minicik yaşlarında onlarca ünlü ressamın eserini izliyorlar, şanslılar orjinalleri kopyalıyorlar lar lar lar. Galeri günlerle gezilecek bir yer biz gezdik mi gezdik,gördük mü gördük yapıyoruz. Galeriden çıkıp ünlü Trafalgar Square adım atıyoruz,hava kapkara telefonum ile fotoğraflar alıyorum ve sonuç başarısız. Biraz hediyelik eşya dükkanlarını gezip,telefon kulubelerinde değişik fotoğraflar çekiliyorum. Atlı muhafız alayının askerleri ile bile fotoğraf çekildim. Yürüyerek Parlamento binasını,Big Ben saat kulesini ve kraliyet ailesinin düğünlerinin yapıldığı Westminister Abbey akşamın loşluğunda dışarıdan izliyoruz. Yine çisi çisi yağmur altında koşar adım ünlü London Eye gittik,manzara müthiş. Ben biraz tırsarak da olsa biniyorum ve ağır ağır dönen dolabın bize bahşettiği muazzam Londra manzarasını yarı ışıklı bir şekilde izlemeye doyamadık. Otelimize dönüp yorgunluk atıp,yarının proğramını oluşturduk.

Big Ben saat kulesi



Westminister Abbey

135 m'lik yükseklikten Londra
  Laflar,sohbetler derken biraz yazı biraz Tv yorgunluk ağır bastı uyuduk. Sabah alarm sesi ile dikildik,duş hazırlık derken 7 de kahvaltıdayız,bugün istikamet Londra'nın ilk kurulduğu yer olan Tower of London bölgesini gezeceğiz. Yine biletlerimize yükleme yapıyor ve yollara düşüyoruz. Dersimizi iyice çalıştık ,hangi otobüse bineceğiz, hangi durakta ineceğiz sular seller gibi öğrendik. Bugün yağmur yok ama hatırı sayılır bir soğuk var,boynum için aldığım şal ve eldivenler çok işime yaradı. Tower of London'u dolaşıyoruz ve London Bridge doğru yürüyoruz. Bol bol fotoğraf çekip dinlenme bahanesi ile Starbucuks Coffee'ye yayılıyoruz,sıcak çikolatalarımızı yudumlayıp sevgili arkadaşlarımıza yerlerimizi bildiriyoruz. Epeyce dinlenip yine yürüyerek St.Paul Katedrali'ne varıyoruz,gerçekten muhteşem bir yapı. Biz dualarımızı edip mumlarımızı yaktık ve huzurla yine yollara döküldük. Sırada British Museum var,gerçekten çok etkileyici. Ancak dünyanın dört bir yanından çeşitli yollarla buraya gelen eserler bir İnternational kelimesini hak ediyor kanaatimce. Yine çok yorulduk ve üşüdük bir coffee keyfi daha yapıyoruz ve durum bildirimlerimizi yapıyoruz:)) Ordan çıkıp dün oğlum için beğendiğim sweatshırt'ü ve t shirt'ü aldım. Sırada kadınsal dürtülerimizi tatmin edeceğimiz alışveriş faslı var,ver elini Oxford Street. Dura kalka,mağaza mağaza gire çıka epi topu siyah bir dantel elbise aldım. Cadde boyunca kaç mağazaya girdik,kaç elbise buluz denedim bilemiyorum. Arkadaşımın sabrına sonsuz teşekkür ettim,London hatırası şemsiyelerimizi de alıp dönüşe geçtik. Bugün öğlen yemeğimizi geçiştirdik akşama kendimizi şımartacağız,hedef güzel bir Pub bulup keyif yapacağız. Otelimizden bir durak önce inip aranıyoruz,pek birşey bulamadık. Bizim otele çok yakın bir yerde içimize sinen bir Pub buluyoruz, değim yerinde ise seriliyoruz,çok yorulmuşuz çok acıkmışız. Resmen tıkınıyoruz,steak,mantar,sarımsaklı ekmek derken damaklarımız şenleniyor.


Bol bol fotoğraflarla gecemizi anılar defterine gönderiyoruz. Sallana sallana otelimize döndük,bugünün kritiği yarının programı derken uykuya yenik düştük.
  Sabah yine alarmlar ile kalktık,7:30 da uzun kahvaltı,check-out derken yollardayız. Arkadaşımda küp gibi bir sırt çantası,bende torbalar,şemsiye. Programımız belli önce Hyde Park yürüyüşü ve Buckingham Palace'da yapılacak olan nöbet değişimi törenini izlemek. Tören saatine kadar yine sabah kahvesi keyfi yapıldı ve törene ucu ucuna yetiştik. Buckingam Palace beni hüsrana uğrattı,daha şaşaalı,gösterişli bir yer olacağını düşünmüştüm. Tören bitiminde kalabalık dağılıyor ve biz de Lady Diana'nın yürüyüş yaptığı Green Park'da kısa bir yürüyüş yapıp bundan sonra ki durağımız olan Victoria ve Albert Müzesi'ne otobüs ile gidiyoruz.

Buckingham Palace
 Bu müzede bulunan bütün eserler gerçekten çok etkileyici,ağzımız açık bu eserler yurtlarından nasıl getirildi düşünmeden edemiyoruz. Burası hiç de öyle bir iki saatte gezilecek gibi değil,bir daha ki gelişimizde görülecek yerler listesinde yerini aldı. Müzeden sonra bir yer daha gördük,ünlü Harrods mağazasını da gördüklerimiz arasına kattık.


   Artık şehrimize dönme vakti geldi,yine haritamız bizi yanıltmadı ve otobüs terminalini kolayca bulduk, bizi Brighton'a götürecek otobüs için bilet aldık Yolumuz 2,5 saat bana vız gelir,laflaya laflaya yolu bitirdik. Eve vardığımızda yorulduğumuzu anladık,ama yine de fotoğraflarımızı izlemeden yapamadık. Gezeceğimiz üç gün değil on üç günümüz olsa yine yetmezdi. Böylece Londra seyahatimiz de anılarım da güzel bir köşeye oturdu.

10 Aralık 2012 Pazartesi

İngiltere-1

  Sabah erken erken kalkıldı ve ilk yalnız yalnız yurt dışı seferi için hazırlıklara başlandı. Ne olur ne olmaz diye bir hayli erken Pinoşun servisi ile doğğğruuu havaalanı. Check-in işlemleri pek fazla zamanımı almadı,geç kalmış olsa idim eminim kuyruk dışarı bile taşmıştı. Erken hatta çok erken gelmenin hediyesi kitapçıyı uzun uzun dolaşmak oldu. O mu bu mu derken Zülfi Livaneli'nin Son Ada isimli kitabı bu gezinin okunacak kitabı oluyor.


   Yayıla yayıla uçak kalkış kapısında kitabımı okuyorum,insanları gözlüyorum içim kıpır kıpır ilk yalnız yurt dışı gezisi için heyecan dorukta!!! Thy tam saatinde kalkıyor ve yolculuk maratonum başlıyooorrrr. Servis mükemmel,ancak ben sadece sandwich de bulunan peynir ve yeşillikleri yiyorum. İngiltere de ki arkadaşım benim yıllardır kilo vermemi tenbihler durur,yani bir yerden başlamak lazım di mi?:)))
  İstanbul'a inince maraton başlıyor ve ben ucu ucuna,pasaport kontrolünde ise insanları sollaya sollaya çıkış kapısına ulaşıyorum. Thy yine tam zamanında uçuyor,şansıma orta koltuk boş. Koltuğa kitabımı,gözlüğümü,günlüğümü yayıp sahibi oluveriyorum. Yolculuk keyifli geçiyor,biraz müzik dinledim,biraz kitabımı okudum,biraz günlük yazdım,biraz da yemek molası ve en önemlisi Landıng Card doldurma faslı. 1-2  düzeltme ve destek ile bu işlem de sorunsuz halledildi. Yemek de tavuk menüsünü seçtim yanında da Fransız beyaz şarap tercih ettim. Sunum, lezzet tam da kıvamında idi. 3 saat 45 dakika göz açıp kapatıncaya kadar geçiverdi,önümde zorlu bir gümrük geçişi var. Sürü psikolojisi ile döne dolana gümrük girişine yaklaşıyorum,bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinin girişi ayrılmış. Bana sıra gelince bir Hello çakıyorum ve en sevimli halim ile gülümsüyorum,kadın en soğuk ve suratsız hali ile bana tatil için mi geldiğimi soruyor bende yes yes diyorum nihayet mühür basıldı resmen İngiliz topraklarındayım. Sürat ile valizimi alıp arkadaşıma koşuyorum,çok özleşmişiz sarılmalara doyamadık. Yol boyu hiç susmadık,bu arada pırıl pırıl bir hava beklentilerimi yanıltıyor. Brighton beklediğimden daha büyükmüş,git git git sonunda sahile ulaştık. Cuma geceleri geleneksel yemek olarak fish and cips yenirmiş bizde Harvester'da bunu yaptık.


 Gece çok uzun sürmüyor biraz da evde laflıyoruz,yol yorgunluğu beni uykuya teslim etti. Sabah erken ve zinde uyandım,hemen kahvaltı faslı,kahve faslı derken kendimizi şımarttık. Bu arada dışarıda zırıl zırıl bir yağmur bu böyle devam eder durur dediler,doğrusu içim karardı. Mevcut duruma uyum sağlayacağız elimizdeki kumaş bu. Yağmur bize vız geldi ve kendimizi vurduk Brighton caddelerine,yürüyerek sahile ulaştık.  En önemli tarihi yapı olan Royal Pavilion bugünkü ziyaret noktamız. Yine yürüyerek eve döndük. Ertesi gün de istikamet Brighton Pier. Sabah bir hamaratız iki arada bir derede iki tepsi börek yaptık.


Brighton Pier oldukça eğlenceli bir yer,boy boy,çeşit çeşit kumar makineleri ile donatılmış. Ebeveynler kendi elleri ile ufacık çocuklarına kısa yoldan para kazanmayı öğretiyor. Bol bol fotoğraf çektim tam turist gibiyim. Otobüse binip Brighton'a yakın bir kasaba olan Lewes'e gidiyoruz,amacımız orda ki kiliseye gidip mum yakmak. Arkadaşım adamış onu yerine getiriyoruz ve eve otobüs ile dönüyoruz. Fotoğraf yükleyip,blogumu yazdım ve erkenden uykuya teslim oldum.


Sabah yine cin gibi uyanıyorum,bugünkü hedefimiz Brighton'un Howe semti. Burası  biraz daha lux,mağazalar,caddeler,binalar hemen fark ediliyor. Biraz kıyafet denemece,biraz vitrin yalamaca,derken hoş vakit geçirip eve döndük. Yarın büyük gün Londra'ya gidiyoruz.

Yaşam anlardan ibarettir........

Yaşam anlardan ibarettir